DAĞA TIRMANAN KENT;
BABADAĞ
Meraktır insanı oturduğu yerden alıp götüren dağlara, ovalara, kırlara...
Meraktır gün ortasında dağ başında çoban evine konuk eden insanı, Meraktır, kavurucu yaz sıcağında ekin biçen orakçıların ılık suyuna muhtaç eden insanı...
Sınırı yoktur merakın
ve yürümenin ,
ve sonu hiç gelmez yolların.
Yıllarca merak ettiğim halde bir türlü gidip göremediğim Babadağ ile tanışmam yaklaşık 2 yıl öncesinin Ağustos ayının sonlarına rastlar.
Son 6 veya 7 yıldır yapılmakta olan yayla etkinlikleri çerçevesinde 'zirve yürüyüşü'ne katılamk için bu bölgeye gittim. Akşam üzerine doğru ulaştığım 'Gökbel Yaylası' konaklama alanında otantik sayılmasa da gelenekselliğe bir gönderme yaptığına inanılabilecek organizasyon ile karşılaşmıştım.
Güzel bir çalışma ve iyi organize olmuş bir ekiple bu işin BASİAD’ın yaptığını öğrendim. İşte o zaman bir kez daha anladım ki; yörelerine sahip çıkan insanlar güç oluşturdukları müddetce başaramayacakları iş üstesinden gelemeyecekleri sorun yoktur. Babadağ bu konuda örnek alınabilecek yöredir.
Sonra tekrar gittim Babadağ’a bu ziyaretlerim kısa olmakla beraber, şirin ilçeyi ve çevresine tanımama yetti. Elbette gidilip görülecek gezilip anlatılacak çok yeri var Babadağ’ın ama hepsini bir defada anlatmak hem mümkün değil hemde gizemini kaçırır diye düşünüyorum.
Denizli - İzmir karayolundan İzmir istikametine doğru ilerlerken daha Sarayköy’e girmeden, sola güney batıya doğru ayrılan asfalt yola dönerseniz önce Pamuk, zeytin ve diğer ürünlerin ekilip biçildiği verimli ova görüntüsü ile karşılaşırsınız ancak bu görüntü çok kısa sürer ve yerine toprakları bir sebeple aşınmış ağaç ve diğer bitki örtüsü olmayan tepecikler sizi selamlamaya başlar. Bu görüntü Babadağ’a doğru yaklaştıkca yolun sağı ve solunda yapılan ağaçlandırma çalışmalarıyla değişmeye başlar.
Yol hep tırmanıştır. Ancak bakımlı ve geniş olduğunu belirtmem gerek. Yaklaştıkça bir görünüp bir kaybolan Babadağ tam anlamıyla 'dağa tırmanan kent' görünümündedir. Evler yamaçlara tutunmaya çalışır gibidir uzaktan. Rengarenk dış cepheler, birbirine sokulmuş çatılar ve daracık sokaklar tipik Anadolu köy mimarisinin örneklerini sunmaya çalışmaktadırlar sanki.
İşte bu görüntüleri algıladığınız anda girdaba kapıldınız demektir. Artık Babadağ’ın içindesiniz. Girdiğiniz her sokak tezgah sesiyle size hoşgeldiniz der. İnsanlar hep kendi telaşlarındadır. Ama geleneklerden ve görgüden asla taviz yoktur. Hiç tanımadıkları halde selamlaşma, içecek ikramından yemek davetine kadar sıcak ilgi insanı alıp götürür...
Dokumacılık sadece önemli bir geçim kaynağı değildir burada, yaşam biçimidir. Akla gelebilecek herşey ona bağlıdır. Ekmekten suya, havadan toprağa yaşam adına ne varsa hepsi dokuma ile bağlantıdır. Bebeler dokuma tezgahlarının sesini ninni olarak algılar, yaşlılar o ses ile yaşamda olduklarının farkına varırlar.
Dokuma adına dokumacılık adına çok şey yazılıp anlatılabilir Babadağ’da. Bu sektörde ülkede ve hatta Dünyada söz sahibi şahsiyetler bu topraklarla bağlantılıdır demek abartı değildir. Dağa tırmanan kentte her şeyin mütevazi göründüğüne kanmayın. Belki övünmeyi ar bellediklerinden sessiz kalmayı yeğliyorlar ama bu gerçeği değiştirmiyor.
Dokumacılığa 700 küsur yılını vermiş bu yöre hakkında kitaplar dolusu yazı yazılabilir. Ancak ben konuya burada nokta koyup biraz da ilçenin çevresine doğru yol almak istiyorum.
Babadağ ve çevresi doğal güzellik adına da çok güzel ve etkileyici görüntülerle dolu. Yardan deresi ve Göçükoluk vadisi, hemen yerleşim alanı içinde saklı bir cennet gibi. Burada ilçenin dışında çalışan insanlar kendileri için yazlıklar yapmışlar ve doğa ile başbaşa yaşamlarını sürdürüyorlar. Böyle güzel bir ortamda eğer zamanınız varsa ve Hacı Ahmet Kundak’a rastlarsanız , ve şiiride seviyorsanız ondan güzel şiirler dinleyip, doğa manzaralı köpüklü kahvelerinizi yudumlayabilirsiniz. (Çevreyi doyasıya gezip bilgi sahibi olmak istiyorsanız Babadağlı 'Selvici Mehmet' gibi bir rehberiniz olması şart!..)
Biraz ileride Kıranyer köyü , İncilipınar köyü, Hisar köyü ve diğer köylere giden yılan kıvrımlı yollara girip kendinizi zamanın başka boyutlarında hissedebilirsiniz. Hatta Kıranyer mezarlığını ve içerisindeki 'Okcu baba ' yatırını, gezip inceleyerek okcubaba’nın özgün hikayesi ile buradan niçin ağaç kesilmediğini, ağaç kesilirse neler olacağına inanıldığını dinleyebilirsiniz.Yolun devamında İncilipınar köyü ve bu köyün öyküsünü dinleyip çınaraltında köylülerle koyu sohbetlere dalabilirsiniz.
Daha ilerilerde ise Daşdelen yaylası,(Suyu çok soğuk olduğu için bu adı almış), Garankı dere (Geçekten karanlık bir dere, vadi tamamen kuzeye baktığı için gün ortasında dahi karanlık) Akpınar mesireliği (Tavas bölgesine açılan tek yol üzerinde çok güzel bir piknik alanı) gibi yerler isteyenlere değişik alternatif alanlar olarak önerilebilecek yerler.
Ancak sizin yönünüz dağlara dönük ise yolunuz üzerindeki bahçelerden sahipleri varsa sebze meyva alabilir, her taraftan akan kaynak sularının kenarında yemeklerinizi yer ve yolunuza devam edebilirsiniz.
Mevsim sonbahar ise Babadağ’ın etekleri size renk cümbüşü ile karşılayacaktır. Kestaneden, meşe’ye her tür ağacın kıyafet değiştirdiği bu mevsim yürüyüşçüler ve doğa fotoğrafçıları için bulunmaz güzelliktedir. Ayrıca Babadağın birçok bölgesi yaz-kış doğa yürüyüşleri için uygun parkurlarla doğaseverlerin ilgi odağı olmaya adaydır.
İlçenin adını aldığı 'Babadağ' kendi başına florası, faunası, efsaneleri ve diğer kültürel değerleriyle ayrı bir yazı konusudur.
'Her yol bir yere ulaşır' felsefesiyle hareket ediyorsanız eğer Babadağ’daki yollardan biri sizi zirveye ulaştıracaktır.
İşte o yolu bulmak size kalıyor.Yoculuk için hemen hazırlanmaya başlarsanız iddia ediyorum en kısa zamanda kendinizi yollarda bulursunuz.
Yolunuz açık gördükleriniz renkli olsun!!!
Zeki AKAKÇA
zekiakakca@hotmail.com . |